Almanya’da Evrensel Yargı İlkesine Dayanılarak Suriye Hakkında Başlatılan Kovuşturma
Almanya’da Evrensel Yargı İlkesine Dayanılarak Suriye Hakkında Başlatılan Kovuşturma

Almanya, iç savaş sırasında suç işledikleri iddiası ile Suriye devlet başkanı Beşşar Esad’ın liderliğindeki güvenlik güçlerinde görev almış iki hükümet yetkilisine evrensel yargı ilkesine dayanarak dava açtı. Blog yazımızda evrensel yargı ilkesini ve ilgili iddiaları inceledik.

Almanya’da Evrensel Yargı İlkesine Dayanılarak Suriye Hakkında Başlatılan Kovuşturma

 
23 Nisan 2020 tarihinde Almanya'nın Koblenz kentindeki yerel mahkeme, evrensel yargı ilkesine dayanarak insanlığa karşı suç işledikleri iddiası ile iki eski Suriye hükümet yetkilisine dava açtı. Dava, iç savaş sırasında işlenen suçlara ilişkin olarak Suriye hükümet yetkililerine karşı açılmış olan ilk ceza davasıdır.
 
İddianamede Anwar Raslan, Beşşar Esad hükümetinin dört ana istihbarat teşkilatından biri olan Suriye Genel İstihbarat Müdürlüğü'nün üst düzey yetkilisi olarak yer alıyor. Raslan’ın Nisan 2011 ile Eylül 2012 arasında Şam'da bulunan al-Khatib cezaevinde sayıları 4.000’i aşan tutukluya karşı işkence, tecavüz ve cinsel şiddet uyguladığı iddia ediliyor. Savcılar, Raslan'ın kamu görevlisi pozisyonundan dolayı kendisini Beşşar Esad liderliğindeki Suriye hükümetinin doğrudan temsilcisi yaptığını iddia ediyorlar. Ayrıca, diğer sanık olan Eyad al-Gharib’ın, Suriye Genel İstihbarat Müdürlüğü üyesi olarak işkenceye yardım ve yataklık ettiği de iddianamede yer alıyor. Savcılar, Raslan'ın sistematik işkenceyi ve cinayetleri koordine etme rolü de dahil olmak üzere öne sürülen tüm iddiaları kanıtlamaya çalışacaklar.
 
Suriye topraklarında dokuz yıldır devam eden iç savaş sürecinde uluslararası hukuk farklı aktörler tarafından defalarca ihlal edildi; bu süreçte savaş suçları ve insanlığa karşı suçların işlendiği iddiası çeşitli devletler, Birleşmiş Milletler ve bağımsız aktörler tarafından sürekli dile getirildi.
 
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nün 8. Maddesinde (“ICC Statüsü”), savaş suçları “[u]luslararası silahlı çatışmalarda uygulanan hukuk ve örf kurallarının ciddi ihlali” ve “iç çatışmalarda uygulanan hukuk ve örf kuralarının ciddi ihlali” olarak tanımlanmıştır. İnsanlığa karşı suç ise, ICC Statüsü’nün 7. Maddesinde “[h]erhangi bir sivil nüfusa karşı yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen eylemler" olarak tanımlanmaktadır. İki suç arasındaki temel fark, savaş suçlarının yalnızca silahlı çatışma bağlamında meydana gelmesidir; insanlığa karşı suçlar, bireylerin utanç veya aşağılanmalarını içeren eylemleri ifade etmektedir ve barış zamanlarında da işlenebilir.
 
Evrensel yargı ilkesi uyarınca, uluslararası suçların failleri, faillerin ve/veya mağdurların uyruklarından veya suçların işlendiği yerden bağımsız olarak bu ilkeyi kabul eden iç hukuk sistemlerinde kovuşturulabilirler. İlgili uluslararası sözleşmeleri onaylayan ülkeler, evrensel yargı yetkisini kullanarak, uluslararası silahlı çatışmalarda işlenen savaş suçlarını (1949 tarihli Cenevre Anlaşması), apartheid (1973 tarihli Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme), işkenceyi (1984 tarihli İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi) ve zorla kaybettirmeleri (2006 tarihli Zorla Kayıp Edilmeye Dair Herkesin Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme) yerel mahkemelerinde yargılama yetkisine sahiptir.
 
Gerçekten de evrensel yargı yetkisi, bir devletin ulusal yargı sisteminin, suçun işlendiği iddia edilen yer, sanığın uyruğu, ikamet ettiği ülke veya diğer herhangi bir ilişkiden bağımsız olarak soruşturma ve kovuşturma yetkisidir. İlgili uluslararası sözleşmelere taraf olarak, Almanya’nın ulusal mahkemeleri coğrafi, sosyal ve politik bir bağlantı olmasa bile Suriye'deki savaş suçlarını, insanlığa karşı suçları, zorla kaybetmeleri ve soykırımı araştırma ve kovuşturma yetkisi bulunmaktadır.
 
Bu tür kovuşturmaların uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılanması gerektiğine inanıyoruz, fakat bunların Suriye'deki hesap verilebilirlik sorununa kısmi bir çözüm sağlayabileceği de aşikâr. Güvenlik Konseyi, Balkanlar'daki çatışmalar sırasında ortaya çıkan savaş suçlarının sorumlularının yargılanması için 1993 yılında Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ve Ruanda soykırımının sorumlularının yargılanması için de 1994 yılında Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulup faaliyete geçirilmesini sağladığı gibi, Suriye'deki durumu çok geç olmadan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşımalıdır. 



Stj. Av. Zeynep Ece Uyarer katkı sunmuştur.
Kaynakça: